DOĞANIN ŞAVKI(2)

0

| By : ceyhun andac | In : , ,

...Ne ki, Valinin ölümü tüm güçlerinin yitmesine sebep olmuştur. Dışardakiler ise tersine, bütün bütüne şahlanırlar. Savaş ibaresini kendilerinden yana çevirebilmek için kara yönündeki alçak duvara karşı 300 savaş makinesi kurarlar. Kaleden içeri adımlarını atar atmaz da Franklara, eşyalarını bırakmak koşuluyla, kendilerine el sürmeyeceklerini ilan ederler. Dahası, gemilere binip kadınlarını, oğullarını ve kızlarını da istedikleri yere götürebileceklerdir. Frankların aklı buna yatarsa da, Araplar, Hristiyan delikanlı ve kızlarının gülmeşeker yüzlerini görünce önerilerinden dönerler. İki taraf da yeniden birbirine girer. Sonunda Araplar bu güzel ve bayındır şehri yakıp yıkarlar. Franklara, Akdeniz kıyısında başlarını sokabilecek küçük bir izbe bile bırakmazlar.

        Bu olaylar 1292 yılının gençyazındadır.

        O yıllarda yine Firavun'un büyük bir ordusu Fırat üzerindeki Romaita kalesini sarar. Yirmi günde de ele geçirir. Birçok savaşkanları öldürmüşler, ganimetler almışlar, eşyaları yağma etmişler, delikanlı ve kızları tutsak etmişlerdir. Bir söylentiye göre Ermeni Patriğini de çarmıha germişler, yanındaki rahipleri de demir kazığa bağlayarak mısıra götürmüşlerdir. 

        Abu'l Farac buna benzer bir öykü daha anlatır. Onda da doğa, gözü dönmüş kafirleri durdurmak için hiçbir şey yapamamıştır. Bu kez Alikıran rolüne çıkan Suriyelilerdir. Moğol atlılarının Batıya doğru geldikerini işitince korkuya kapılmışlar ve Moğollara karşı koyabilmek için büyük bir ordu toplamışlardır. Nedir, Moğolların kendi aralarında kopan işler yüzünden başkalarıyla uğraşmaya vakit bulamıyacaklarını öğrenince erleri dağıtmayı gerekszi bularak ordularını Akdeniz kıyısındaki Trablus şehri karşısına dikerler. Şehirdekiler Kıbrıs Adasındaki akrabaları Franklardan yardım isterlerse de bunlar, deniz yoluyla az biraz asker göndermekten başka bir şey yapmazlar. Ne ki, bu gelenler bile kalenin içindekilere içgücü vermiştir. Surların üstünde aşağı yukarı üç ay büyük bir yiğitlikle çarpışırlar. Eyvah onlara ki, Suriyeliler, en sonu üstün gelerek surları mancınıklarla delerle. İçerdekiler gemiye binip Kıbrıs'a kaçarlar. Kaçamayanlar da kılıçlarını çekerek Suriyelilerin içine dalarlar. Öldürürler ve ölürler. 

      Ama söylemeli ki, bu örnekler bir değil, iki değil, üç değildir. İnsanlar tilki gibi eziyet verici ve ziyankardır. Doğanın tüm altınını ele geçirmek için bitkilerin, akarsuların, kuşların denizlerin içine dalacaklarına birbirlerini nasıl boğazlayacakları, nasıl ümüklerine basacakları hesaplarına yatarlar. 

      Yoo, bakın ille de savaş patlatılacaksa, demiyorum ki dekorsuz yerlerde, yıkık bir duvar önünde, ya da keltoş odalarda yapılsın. Haaşa! Yalnız ayın şavkı, ayın şefengi, ay aydığı, ay aydınlığı unutulmasın. hiç değilse gönül telleri de az biraz tımbırdatılsın. Kısacası vuruşla, kırışla, inat hayvanını ileri sürmekle bir şey kazanılmayacağı bilinsin.


Teslim Abdal eydür, çöksem otursam

Cümle varlığımı ele geçürsem

Şu yalan dünyayı zapta getürsem

Hep dünyalar senin kadar olsa ne fayda

Share this :

  • Stumble upon
  • twitter

Comments (0)

Yorum Gönder